Yunanistan'da Türkçe Eğitim...

19/9/2006

Yunanistan Eğitim Bakanlığı, Müslüman azınlıktan gelen talep doğrultusunda bu eğitim öğretim döneminde Türkiye sınırında bulunan devlet okullarında Türkçe eğitime başlanacağını duyurdu.

Yunanistan'ın Batı Trakya kesiminde bulunan devlet okulları, bu yıl itibariyle yabancı dil olarak Türkçe eğitim vermeye başlayacak. Yunanistan Eğitim Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye sınırında bulunan bölgelerde yaşayan Müslüman azınlıktan gelen talep doğrultusunda devlet okuluna giden öğrencilere Türkçe eğitim verilecek. Ancak uygulamanın bölgedeki 5 okulda başlatılacak olması, Türkleri yatıştırmaya yetmedi. Azınlık konumunda bulunan Müslümanlar, kendilerine ait özel okullar görmek istediklerini ifade ediyor.

Bölgesel azınlık liderlerinden Cemil Kapza, "Bizim asıl isteğimiz, kendimize ait ortaöğretim kurumlarına kavuşmak" ifadesini kullandı. Bu arada ülkede uygulanan hali hazırdaki sistemde, Müslüman azınlık 2 dilli ortaöğretim okullarını kullanmak durumunda kalıyor ve eksik donanım nedeniyle yaklaşık 100 bin dolayındaki öğrencinin ihtiyacı karşılanamıyor. Kapza'nın üzerinde durduğu bir başka konu ise, Müslüman çocukların Yunan okullarından başka bir okula gitme şanslarının olmaması. Kapza, "Bizim uzun dönemdeki bir diğer endişemiz, çocukların ortaöğretim düzeyinde Yunan okullarından başka bir okulu seçme şanslarının olmaması" dedi.

Konuya ilişkin olarak Batı Trakya'da bulunan Türk Öğretmenler Birliği, öğrenci velilerine çağrıda bulunarak, Eylül ayı sonrasında başlaması planlanan dil kurslarını boykot etmelerini istiyor. Buna karşıt ulusalcılar, Türkçe eğitim verilmesine yönelik hareketin, bölgedeki Yunan kimliğinin altının kazılmasına neden olabileceğini öne sürüyor.

Öte yandan Ege'nin iki yakasında yıllardır devam eden anlaşmazlıkların ardından Türkiye ve Yunanistan, 1999 yılında yaşanan depremler ve karşılıklı yaraların sarılması için girişilen mücadeleyle birlikte geçici bir uzlaşmaya doğru yönelmişti.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Sahurla oruç tutun, sıhhat bulun

18/9/2006

Ramazan süresince kilo almamak ya da kaybetmek için sahura kalkmamak, beklenenin tersi sonuçlar doğurabilir.
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Uzman Diyetisyeni Zühal Aynacı Bayel, yaptığı açıklamada, ramazan süresince beslenmeye çok dikkat edilmesi gerektiği, aksi halde verim düşüklüğü başta olmak üzere bazı sağlık rahatsızlıkları gibi çeşitli olumsuzlukların yaşanabileceğini söyledi.

Ramazan süresince toplam gıda alımının azaldığını belirten Bayel, ''Azalma yaşansa bile, iftarın ardından yenilen yemek çeşidi ve açlığın verdiği duyguyla, akşam saatinde tüketim miktarı artacaktır. Ayrıca iftarın ardından yemek yeme sıklığı da artabiliyor. Bunun sonucunda da kilo alınabiliyor'' dedi.

Oruç tutarken doğru ve bilinçli beslenilmesi halinde, vücut formunun korunabileceğine ve orucun toksinleri temizleyici etkisinden dolayı organizmanın bir ay süreyle dinlenerek, kendini yenileyeceğine dikkati çeken Bayel, şöyle devam etti:

''Bazı insanlar, ramazanda kolaylıkla kilo verilebileceğini düşünüyor. Ancak bu sanıldığı gibi kolay değil. Ramazan süresince vücut zaten yeterince aç kalarak, zindeliğini kaybedecektir. Bunun yanında sahura da kalkmayıp, yorgunluk ve vücuttaki enerji düşüklüğü daha da artırılarak, sindirim sisteminin yavaşlamasıyla geceden yenen gıdaların hazmı zorlaşacaktır.''

-''SAHURA KALKIN'' ÖNERİSİ-

Ramazanda formunu koruyarak çıkmak isteyenlere ''sahura kalkın'' önerisinde bulunan Bayel, şunları söyledi:

''Ramazanda formumuzu koruyabilmek için sadece sahura kalkmak da yeterli değil. Sahur yemekleri azar azar, iyice çiğnenerek yenmeli ve çiğ sebze, domates ve salatalık gibi yiyeceklere mutlaka yer verilmeli. Ayrıca iftarda orucu hafif besinlerle açtıktan sonra, sebze yemekleri tüketip, ağır yemeklerden kaçınılmalı. Ramazan süresince bol bol su içip, gün içindeki susuzluk giderilmeli, gece yatarken de süt veya sütlü tatlılar yenmeli.''

-İFTAR VE SAHUR YEMEKLERİ-

İftar yemeğinin ne çok sıcak, ne de çok soğuk olmamasına özen gösterilmemesi gerektiğini anlatan Bayel, iftarda önceliğin çorbaya verilmesi ve bunun ardından bir süre bekleyip, mideyi dinlendirdikten sonra yemeğe devam edilmesini tavsiye etti.

Bağırsak problemi çekenlere çorbalarına kepekli ekmek katmalarını öneren Bayel, şunları kaydetti:

''İftarda vücudu yorduğu düşüncesiyle etli yemeklerden kaçılıyor, ancak, vücudun direncini kaybetmemesi için etli yiyeceklere de yer verilmeli. Ancak, etin yağsız olmasına özen gösterilmeli. Ayrıca iftar sofralarında yoğurt ve meyveler de yer almalı.

Sahurda ise protein içeriği fazla olan gıdalar, midenin boşalma süresini uzatarak, acıkmayı geciktireceği için yumurta, süt, yoğurt ve peynir yenmesi gün içindeki verimliliği arttıracaktır. Sahurun kahvaltı şeklindeki bir öğün olarak düşünülmesi ve tuzlu besinlerin tüketilmesinden kaçınılması gerekir. Çünkü tuz, gün içinde susuzluğun hissedilmesini arttırır.''

Bayel, oruç tutmanın, sağlıklı insanların metabolik dengesini değiştirmeyeceğini, ancak şeker hastalarının, hamilelerin, bebek emziren annelerin ve 9 yaşın altındaki çocukların oruç tutmaları halinde metabolizma dengelerinin bozabileceği uyarısında bulundu.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

1 YTL'ye uçak bileti

18/9/2006

Onur Air, Ramazan ayı süresince, tüm iç hat uçuşlarında 2 bin 500 kişiyi vergi ve harçlar hariç ''1 YTL'', 10 bin kişiyi de ''21 YTL''den uçuracak.
Şirketten yapılan yazılı açıklamaya göre, bugün satışa sunulmaya başlanan ve
en erken 7 gün sonrasına alınması gereken indirimli biletler, 25 Eylül-18 Ekim
tarihleri arasındaki uçuşlarda geçerli olacak.
Şirketin iç hatlardaki tüm uçuşlarını kapsayacak kampanyada, 1 ve 21 YTL'lik
biletlerde, isim, parkur veya tarih değişikliği yapılamayacak ve iptal edilemeyecek. Önceden rezervasyon yapılamayacak kampanya biletleri, şirketin ''www.onurair.com.tr'' internet sitesinden, ''0212 444 66 87'' numaralı Çağrı
Merkezinden ve tüm acentelerinden satın alınabilecek. Kampanya süresince, vergi ve harçları 16 YTL tutan indirimli biletlerden
toplam 12 bin 500 adet satılacak.
'UÇ TÜRKİYE UÇ''-
Onur Air Genel Müdürü Şahabettin Bolukçu, amaçlarının Ramazan ayında seyahat
alışkanlığını artırmak olduğunu söyledi.
Böyle bir kampanya düzenleyerek iftar sofralarını renklendirmek ve uzun
süredir birbirini göremeyen insanları bir araya getirmek istediklerini ifade eden
Bolukçu, şunları kaydetti:'Önceki kampanyalarda olduğu gibi, 1 YTL kampanyasında da bazı kişiler,
yine 'Bu kadar ucuza uçak bileti olur mu?' gibi sorular soracak. Bu kampanyaların
benzerlerini Amerika ve Avrupa'daki hava yolu şirketlerinde de görebilirsiniz. Bu
indirim bir yerden tasarruf edilip yapılan bir indirim değil, bir pazarlama stratejisidir. Bizim amacımız 'Uç Türkiye Uç' sloganı çerçevesinde, daha çok yolcuyu uçurup alışkanlıkları değiştirmek ve yıl sonunda kazanmaktır. Dönemsel yapılan kampanyalara bakılarak bir şirketin zararına uçuş yaptığı veya o fiyatlara uçulamayacağı iddia edilemez. Örneğin biletini son gün alan bir yolcu Ramazan'da aynı uçakta 148 YTL'ye de uçabilir.''

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bizde Oxford olması da yetmez

18/9/2006

Türk bilim adamları dünyanın her tarafında Türkiye’nin adını duyurmaya devam ediyor.
Bunlardan biri de Oxford Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ayhan Çelik. Dünyanın her yerinden başvuru yapan 69 öğretim üyesi arasından en yetkin isim olarak Oxford’a çağrılan Çelik, biyolojik sistemler yardımıyla ilaçları çevreye zarar vermeyecek şekilde sentezleyen bir proje geliştirdi. Doç. Dr. Çelik’in başarı hikayesi de oldukça ilginç. 1993 yılında KTÜ Kimya Öğretmenliği Bölümü’nü birincilikle bitiren Çelik, okuduğu üniversitede araştırma görevlisi olmak istemiş, ancak torpili olmadığı için bunu başaramamış.

Çelik, o dönem yaşadığı sıkıntıyı şöyle anlatıyor: "Bölüm birincisi olduğum için üniversiteye araştırma görevlisi olabileceğimi düşünüyordum. Benim yerime 4 yıllık bölümü 6 yılda bitiren birini aldılar. Onun torpili vardı, benim yoktu." Başarılı akademisyen Türkiye'deki sistemin kaliteli öğretim üyelerinin yetişmesine engel olduğunu söylüyor.

Kars’ın Kağızman ilçesine bağlı Çamışlı köyünde doğan Ayhan Çelik’in başarı hikayesi ibretlik olaylarla dolu. İlkokulu doğduğu köyde tamamlayan Çelik, Kötek nahiyesindeki ortaokula gidebilmek için her gün 30 kilometre yürüdüklerini ve zor şartlarda eğitim gördüklerini dile getiriyor. “Ortaokul birinci sınıfta zaman zaman kış günleri çok kar yağdığında nahiyede 1 odalı ev tutar 2 arkadaş bu evde kalırdık.” diyerek anlatıyor zorlukları.

Okuduğu üniversiteye araştırma görevlisi olarak giremeyen Ayhan Çelik, daha sonra Kırşehir’de öğretmenliğe başlamış. Kısa süreli öğretmenliği sırasında yurtdışına öğretim üyesi yetiştirilmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınav yaptığını duyunca, bu sınava girerek başarılı olmuş. Sınav sonrası İngiltere’ye gelen Çelik, Leeds Üniversitesi’nde yabancı dil eğitiminden sonra Hull Üniversitesi’nde 1 yıl gibi kısa sürede lisans üstü eğitimini tamamlamış. Daha sonra biyoorganik kimya alanında Leicester Üniversitesi’nde 3,5 yıl doktorasını tamamlayan Doç. Dr. Çelik Edinburg Üniversitesi’nde 4 yıl araştırma görevlisi olarak çalışmış. Bu yıl dünyanın önde gelen üniversitelerinden Oxford Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak kabul edilen Çelik kendisi için hazırlanan laboratuvarında bilimsel çalışmalar yapıyor. Başarılı öğretim üyesinin kendi alanında dünyanın en iyi bilimsel dergilerinde yayınlanmış onlarca makalesi bulunuyor. Ayhan Çelik, Türkiye’de son 15 yıl içinde güzel gelişmelerin yaşandığına ve ilerlemenin olduğuna da dikkat çekiyor.

Türkiye’de öğrenci yetiştirmek istiyorum

Tek hedefinin Türkiye’nin adının duyulması ve Türk bilimine katkı yapmak olduğunu ifade eden Doç. Dr. Çelik, “Oxford gibi üniversitelerde gerekli altyapıyı aldıktan sonra Türkiye’de araştırma laboratuvarı kurmak istiyorum. Buralardaki ilişkileri kullanarak Türk bilimine hizmet etmek ve öğrenci yetiştirmek istiyorum.” diyor. Üniversite sınavına hazırlanan veya üniversiteyi kazanamayan öğrencilere de tavsiyelerde bulunan Ayhan Çelik, “İnsanların ufkunun açılması çok önemli. Türkiye’de en büyük eksiklik insanlara rehberlik yapılmaması ve hedef gösterilmemesi. Üniversite okumak sadece Türkiye ile sınırlı değil. İnsanımız mutlaka yurtdışını görmeli. İngiltere bu açıdan önemli bir ülke, en büyük avantajı dil. Ayrıca üniversitelerin 3 yıl olması önemli bir avantaj. Eğer öğrenciler üniversitenin ilk yılını finanse edebilirlerse diğer sınıfları çok rahat okuyabiliyorlar. Çünkü burada hem çalışma hem de burs bulma imkanları yüksek. Gençlerimiz bütün yolları denemeli.” diye konuşuyor.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Tüm İmkanlarımızı Seferber Ettik

18/9/2006

Başbakan Erdoğan, öğrencilerin haksız rekabete uğramamaları için tüm imkanların seferber edildiğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, öğrencilerin haksız rekabete uğramaması için tüm imkanların seferber edildiğini belirterek, bu nedenle ilköğretimin yanı sıra ortaöğretimde de ders kitaplarının ücretsiz dağıtılacağını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bütçedeki en yüksek payı eğitime ayırdıklarını ifade ederek, “Çocuklarımızın haksız rekabete maruz kalmadan eğitimlerini tamamlamaları, geleceğe eksiksiz hazırlanmaları için bütün imkanlarımızı seferber ediyoruz” dedi.

Başbakan Erdoğan, 2006-2007 eğitim-öğretim yılının yarın başlayacak olması nedeniyle yayınladığı mesajında, ortaöğretim öğrencilerinin ders kitaplarının da bu yıl ücretsiz dağıtılacağını söyledi. Erdoğan, “Çocuklarımızın haksız rekabete maruz kalmadan eğitimlerini tamamlamaları, geleceğe eksiksiz hazırlanmaları için bütün imkanlarımızı seferber ediyoruz” dedi.

Erdoğan, yapılanları sosyal devlet ilkesi gereği olduğuna işaret ederek, bütçedeki en büyük payın eğitime ayrıldığını söyledi. Erdoğan, “Ülkemizin, Cumhuriyetimizin geleceğini emanet edeceğimiz çocuklarımızın, gençlerimizin eğitimi, her türlü zihinsel, bedensel, ruhsal donanım ve gelişimi bizin için hayati önem taşıyor” dedi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hükümet ve YÖK Arası Yeni Kriz

18/9/2006

Üniversitelere bilim adamı yetiştirmek amacıyla devlet bursuyla yurtdışına gönderilmesi planlanan öğrencilerin seçim yöntemi, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) arasında yeni bir krize neden oldu.
YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, bir yazı göndererek öğrencilerin seçiminde YÖK ve üniversiteleri devre dışı bırakan Bakanlığa rest çekti. Bu öğrencilerin, Bakanlık tarafından belirlenmeleri durumunda, Türkiye’ye döndüklerinde üniversitelerde kesinlikle görev alamayacaklarını açıkladı.

Teziç’in, 15 Eylül tarihli yazısında, Anayasa ve 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’nın, öğretim elemanı yetiştirme görevini YÖK’e verdiği hatırlatılarak, "Söz konusu adayların seçimi, önceki yıllarda olduğu gibi ÖSYM tarafından LES sonuçlarına göre yapılmalıdır. Eğer mülakat yapılacaksa, jüriyi, üniversitelerde görev yapan öğretim elemanları arasından YÖK oluşturmalıdır. Aksi halde, söz konusu öğrencilere, üniversitelerimizde görev verilmesinin akademik özerklik açısından mümkün olamayacağını bilginize sunarım" dendi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Şehit Çocuklarına Müjde

18/9/2006

Özel okullarda burslu öğrenim gören şehit asker ve polis çocuklarının yüzünü güldürecek haber, Ankara’dan geldi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i arayarak, şehit çocuklarının tamamına ücretsiz ders kitabı verilmesi yönünde talimat verdi. Başbakan’ın bu talimatıyla, özel okullardaki şehit çocukları da kitap bursu kapsamına alındı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, MEB Yayımlar Daire Başkanı Şadi Keskin’e özel okullardaki şehit çocuklarının hemen tespit edilmesini istedi.

1592 özel okul taranıyor

Resmi yazışmalar bile beklenmeden Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Başkanı Rüstem Eyüboğlu bakanlıktan önceki akşam telefonla aranarak, şehit asker ve polis çocuklarının isim listesini Bakanlığa bildirmesi istendi. Önerisi devletin en üst makamında yankı bulan Başkan Eyüboğlu, 1592 özel okula talimat vererek, şehit asker ve polis çocuklarının isim listesini istedi.

Başbakana teşekkür

Eyüboğlu, ‘Milli Eğitim Bakanlığı Yayınlar Daire Başkanı Şadi Keskin aradı. Sayın başbakanımızın emriyle özeldeki şehit çocuklarına da ders kitaplarının ücretsiz olacağını müjdeledi. Özel okul yöneticileri sayın başbakanımızın bu karanı büyük bir sevinçle karşıladı. Biz gerçekten çok mutlu olduk. Kendilerine bu insani duygularından dolayı teşekkür ediyoruz. Biz bu çocuklarımızın kitaplarını severek alıyoruz. Bu bizim için hiçbir zaman külfet olmadı. Ancak adaletsizlik ortadan kalkacağı için sevinçliyiz’ diye kaydetti.

10 bin çocuk sevinecek

Eyüboğlu, 'Pazartesi akşam listeler bize gelecek. 6 bin çocuk belirlendi. 10 bine yakın şehit çocuğumuzun yüzü gülecek. Biz de bakanlığa ileteceğiz’ dedi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ders Zili Çaldı

18/9/2006

İlk ve ortaöğretimde yaklaşık 14 milyon çocuk ve 600 bin öğretmen bugün yeni ders yılına başladı.
3 aylık yaz tatilinin ardından yaklaşık 600 bin kişilik eğitim ordusu da işbaşı yapıyor. Birinci sömestre 26 Ocak'ta sona erecek.

2006-2007 eğitim-öğretim yılının ilk ders zili bugün çaldı. İlköğretim ve ortaöğretim okullarında okuyan 14 milyon civarında öğrenci ile 595 bin öğretmen, yaklaşık 3 aylık yaz tatilinin ardından, ders başı yapıyor. Yeni eğitim-öğretim yılının başlaması dolayısıyla Antalya'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla tören düzenlenecek. Ayrıca, tüm illerde de tören yapılacak. Öğrenciler ve öğretmenlerin da katılacağı heyetler, Atatürk anıtlarına çelenkler koyacak. Ankara'da da Anıtkabir ziyaret edilecek.

KİTAPLAR SIRALARDA İlköğretim ve lise öğrencilerine, 138 milyon adet ders kitabı ücretsiz dağıtılacak. Ders kitapları, okulların açıldığı bugün sıraların üzerinde hazır bulundurulacak. İlköğretim Haftası da bugün başlayacak. Bu kapsamda yarın velilere öğretmenleri tanıtıcı bilgiler ile öğrencilerden neler beklendiği, sınıf kuralları, ev ödevi politikası ve o yıl yapılacak etkinliklerin neler olacağı konusunda hazırlanan ''Hoşgeldiniz'' broşürleri dağıtılacak.

SOKAK ÇOCUKLARI Öğrencilerden de sınıf ile ilgili hissettikleri ve beklentilerinin ne olacağına yönelik bir mektup yazmaları istenecek. Bu mektupların hepsi toplanıp, yıl sonunda açılmak üzere bir kutuya konulacak. İlköğretim Haftası etkinlikleri kapsamında ayrıca, Islahevleri, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu müdürlükleri, müftülükler ve sivil toplum kuruluşları ile ''sokak çocuklarının okula devamlarının sağlanması'' için çalışmalar yürütülecek.

TATİL 19 HAZİRAN'DA 2006-2007 eğitim-öğretim yılının ilk dönemi 26 Ocak 2007 tarihinde sona erecek; ikinci dönem ise 12 Şubat 2007 pazartesi günü başlayacak. 2006-2007 eğitim-öğretim yılı 19 Haziran 2007'de sona erecek. 2007-2008 eğitim-öğretim yılı 17 Eylül 2007'de başlayacak.


Veliler okul fobisine dikkat! Çocuklarda okul korkusunun meydana getirdiği sorunların zamanında çözümlenememesi durumunda, bu korkunun hayat boyu başarısızlığa davetiye çıkardığı bildirildi. Psikolojik Danışman ve Rehberlik Uzmanı Gönül Sönmez, bireylerin birbirlerine abartılı bağımlı olduğu ailelerde okul fobisinin olma olasılığının yüksek olduğunu söyledi. Yoğun kaygı nedeniyle çocuğun okula gitmek istememesine ya da gitmemesine okul fobisi dendiğini hatırlatan Sönmez, okul korkusundan eve dönen çocuk için yapılacak en iyi şeyin, onu en kısa sürede okula geri götürmek olduğunu kaydetti. Çocukların bu isteksizliklerinin karın ve baş ağrıları, mide bulantısı ya da sinirlilik gibi fiziksel şikayetlerle dile getirildiğini anlatan Sönmez, yoğun olarak yaşanan okul korkusundan dolayı bu fiziksel şikayetlerin gerçek olabileceğine de dikkat çekti. Sönmez, " Çocuklarda okul korkusunun meydana getirdiği sorunların zamanında çözümlenememesi durumunda, bu korku hayat boyu başarısızlığa davetiye çıkarır" dedi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İrfan Erdoğan'la Açık Açık

18/9/2006

Talim Terbiye Kurulu Başkanı İrfan Erdoğan, ilk röportajını Vatan Gazetesi'nden Devrim Sevimay'a verdi. İşte MEB'in en önemli organının başkanının çarpıcı açıklamaları.


* Size bu soruyu sadece Talim Terbiye Kurulu Başkanı olduğunuz için değil, daha önemlisi karşılaştırmalı eğitim konusunda bir uzman olduğunuz için soruyorum: Yabancı ülkelerde din bilgisi dersi nasıl veriliyor?
Bu konuyla ilgili sorularınızı eğitim uzmanı sıfatıyla yanıtlamayı doğru buluyorum. Laik ülkelerin kamu okullarında din eğitimi verilmiyor. Sadece özel okullarda var. Bunlar da din eğitimi yoğunluklu okullar olmuyor.

* Bunların herhangi bir tarikata bağlı olup olmadığı sorgulanıyor mu?
ABD’de din eğitimine önem veren okullar, devletin temel nitelikleri açısından problemli olarak algılanmıyorlar. Sadece kendi aralarında Protestan, Katolik ve Ortodoks okulları olarak farklı türlere ayrılıyorlar.

* O zaman şimdi bize dönelim. Tartışmalardan sonra din eğitimi müfredatı bu yıl değiştirildi. Yeni programı kim hazırladı?
Bakanlığa bağlı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü hazırladı. Bu yeni müfredat hem akademik çevrelerle, hem de ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla uzun süre devam eden bilgi alış-verişi sonunda hazırlandı.

* Siz beğendiniz mi?
Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün ortaya iyi bir ürün koyduğuna inanıyorum.

* Peki şu sorumu açık açık yanıtlayabilir misiniz: Yeni müfredatta Alevilik konusu, Alevilerin ve AB’nin beklediği kadar anlatılmış mı, anlatılmamış mı?
Yapılan yenilikler daha çok mezheplerden ziyade, kutsal kitapların anlatılması şeklinde.

* Yani Alevilik yok?
Yok demek zor olur.

* Ama var demek de zor galiba?
Alevilik; hakkında tartışmaların devam ettiği, henüz uzlaşmaya varılmamış konulardan biri. “Müfredatta son noktayı koydum” demeniz zor.

* Aslında Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik bile din kültürü dersinin 22 yılda giderek sadece Müslümanlığın anlatıldığı bir ders haline geldiğini söylüyor; peki bu konuda en idealini nasıl bulacağız?
Din eğitiminin sorunsuz şekilde yapılabilmesi için epey bir zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çünkü din eğitimi ülkemizde sadece okulların sorunu değil. Din eğitimiyle ilgili okulun dışında yapılan tartışmaların da bu eğitimin niteliğine etkisi var. İnançla bilim arasındaki ayrımın henüz tam olarak yapılamaması önemli bir sorundur. Ne yazık ki Türkiye’de inançla bilim zaman zaman birbirine karıştırılıyor. Tartışmalarda sıkça dile getirilen Evrim Teorisi’nin karşısına, antitez olarak, “Yaratılış Teorisi” kavramının ifade edilişi bile söylediğim problemi ortaya koyuyor.

* Eğer iktidarın AKP’de olduğu bir Türkiye’de, bir Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı evrimin fen dersinde, yaratılışın din kültürü dersinde okutulmasını kastediyorsa, bu bile tek başına müthiş görünüyor?
Onun da ötesinde söylemek istediğim şu: Yaratılış bir inançtır, evrim ise bir bilimsel teori. Her iki kavramı birbirine denk bir şekilde ele almamak, aynı kriterlerle değerlendirmemek gerekir. Yaratılış, teori değildir. Teori belirli bilimsel kıstaslarla açıklanır. Oysa yaratılışı bilimsel kriterlerle açıklamaya kalkışmak, insanı inançsızlığa bile götürebilir. İki konuyu ayrı tutmak gerekir.

* Siz bunu müfredatta yapabilir misiniz acaba; Bakan’ı bu ayrımı yapmaya ikna edebilir misiniz?
Bu, öncelikle eğitim ve öğretimin de dışında değerlendirilecek bir konu. Siyasetin de ötesinde Türk toplumunun sosyolojik ve düşünsel yapısıyla ilgili. Toplum nezdinde inançla bilimi ayırt etmesini becerebilirsek eğitim-öğretimde de bu noktada sorun kalmayacaktır.

* Bir toplumun evrimle ilişkisi, o ülke için çok fazla ipucu veriyor değil mi?
Tabii, çünkü eğitim sistemleri bir ülkenin sosyal ve siyasi hayatının ve ekonomik yapısının bir izdüşümüdür. İnançlı olduğu halde evrim teorisini de kabul eden ve evrim teorisini kabul ettiği halde inançlı da olan insanlarımız var olduğu zaman; bu eksenli birçok problemimiz de kendiliğinden çözülecektir. Oysa şu anda ya evrime ya yaratılışa inanacaksınız şeklinde bir ikilem var. Ama bunun her ikisine de sahip olmak mümkün.

* Sizce Mustafa Kemal’in tamamlayamadığı devrim bu olabilir mi; yani yasalarda dinle devlet işlerini ayırabildiği kadar, kafalardaki dinle bilim işlerini ayıramamak?
Mustafa Kemal’in düşünce sistemi tam olarak anlaşılabildiğinde ve uygulanabildiğinde başka problemler de çözülecektir.

* Peki “Türk eğitim sisteminin ideolojisi Kemalizm’dir” diyebiliyor muyuz?
Elbette ki Atatürkçü düşünce sistemi, Türk eğitim sisteminin düşünsel olarak temelini teşkil ediyor. Şu andaki müfredatımızda da aynı esinlenmeleri yansımaları görmek mümkün.

* Fakat eğitim ideolojisinin Kemalizm olması bazı çevrelerde dinden uzaklaşılıyor, bazı çevrelerde de çocuklara Türkçülük empoze ediliyor diye antipati yaratıyor?
Her iki iddiaya da katılmıyorum. Atatürkçü düşünce sisteminin dinden uzaklaşma ya da ırkçı bir anlayışın oluşmasına neden olduğunu düşünmüyorum. Laik ülkelerde din eğitiminin ölçüleri belirlenmiştir. Türkçülük iddiasının da dayanağı eğer Atatürk’ün o ünlü “Ne mutlu Türküm diyene” sözü olarak görülüyorsa bunu kabul etmek mümkün değil. Çünkü Atatürk’ün o sözü söylerken herhangi bir etnik farklılığı temel alarak söylemediğini, Türklüğü sadece bir üst kimlik olarak ifade ettiğini hepimiz gayet iyi biliyoruz. Sosyolojik açıdan bakıldığında “Ne mutlu Türküm diyene” demek bir ritüeldir. Her toplumun çok da fazla sorgulama gereği duymadan tekrar ettiği böyle ritüelleri olabilir. Bundan rahatsız olacak hiçbir şey yok.

ERMENİ MESELESİNİN KRONOLOJİSİ DEĞİŞTİ
Kronolojik sıralamada 1915’ten alınıp, 1945 sonrasına kondu. Sert ifadeler çıkarıldı

* Tarih kitaplarında en son hangi olaya kadar gelindi?
8’inci sınıflardaki zorunlu ders olan Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük dersi ve 12’nci sınıflarda seçmeli okutulan Türk ve Dünya Tarihi dersi Körfez Savaşı’na kadar geliyor. Bu derslerde 60 ihtilâli de, 80 darbesi de anlatılıyor.

* Hamaset ne kadar var?
Toplumdaki değişim derslerin içeriğine de yansıyor. Toplum bazı şeyleri ne kadar rahat konuşmaya başlarsa programlardaki hamaset de o kadar az oluyor. Bunun için özel bir karar almaya da gerek yok, doğal akış içinde problemler de çözülür. Mesel⠓düşmanı denize döktük” gibi ifadeleri artık tarih kitaplarında bulmak zor.

* Peki meselâ Ermeni meselesi nasıl anlatılıyor?
Bu yıl o konuda ciddi bir değişiklik yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin en son 1998’de hazırlanan müfredat programında Ermeni tehciri (Göç ettirme) Doğu Cephesi’nde geçen olaylar arasında anlatılıyordu. İlk kez bu yıl müfredata alınan yeni programda ise Ermeni sorunu kronolojik olarak birinci Dünya Savaşı’ndan çıkarılıp, “İkinci Dünya Savaşı ve Sonrası” ünitesine alındı. Konu burada, “1945 sonrasında Türkiye’yi ilgilendiren iç ve dış tehditler” bağlamında değerlendirildi.

* Amaç?
Öğrencilerimizin, 1945’ten* sonra Türkiye’nin karşısına çıkarılan Ermeni sorununa karşı daha duyarlı olması...

* Böyle lokal bir anlatımın, 1915’i tarihin içinden çıkarmak gibi de bir tehlikesi yok mu?
Bu bir konsept. 2006’da, ben göreve gelmeden önce, bu kararın ilgili kurumlara danışılarak alındığını biliyorum.

* Türk Tarih Kurumu, Dışişleri, MGK?
Muhtemelen. Çünkü bu ciddi bir konsept değişikliği.

* Aslında Türk Dışişleri’nin teziyle de bire bir örtüşüyor?
Program değil ama kendi bildiklerim çerçevesinde konuşmam gerekirse, bence doğrusu da bu. Ermeni sorunu 1950’den, 1960’tan önce yoktu. Sadece bizde değil, bu konu dünyanın da gündeminde değildi. Sorun İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra önümüze getirildi. O nedenle tezimizin ne olduğundan ziyade, problemin ortaya çıkış tarihi baz alınarak yapılmış bir düzenleme. Çünkü bu da tarihin bir parçası.

* Haklısınız, ama Türkiye’ye yönelik “Çocuklarına tarihi değil, resmi tezlerini okutuyorlar” diye bir eleştiri de gelebilir? Üstelik tam da “Tarihçiler karar versin” söylemini benimsemişken...
Ama gerçekten durum böyleyse, yani olayın sorun olduğu tarihle yaşandığı tarih arasında 50 yıl kadar bir zaman varsa, anlatımın da buna uygun olmasında hiçbir sakınca yok. Tam tersine konuyu bu şekilde işlemek çok daha doğru olabilir.

* Peki bir öğrenci “1915’te ne oldu” derse?
Derste o da anlatılıyor. Onda bir sorun yok. 1915 yaşanmamış sayılmıyor. Ama Türkiye için Ermeni sorunu haline gelen kısım, sorun olduğu tarihten itibaren veriliyor. Ayrıca metinde ASALA’nın Türk elçilerine yaptığı saldırılar da anlatılıyor.

* Bazı meclislerin soykırım kararı aldığı da anlatılıyor mu?
Ona da Ermeni lobisinin dünya ölçeğindeki etkileri kapsamında değiniliyor.

* İfadelerde değişiklik var mı?
Var, sert ifadeler kullanılmıyor. Aşağılayıcı intiba uyandıracak kelimelerden arınma söz konusu. Daha nesnel, daha global anlatımlar kullanılıyor. Üstelik sadece bu konuda değil, diğer konularda da aynı arındırma var. Benzeri çalışmalar Yunanistan’da, Bulgaristan’da da var.

* Basıldı mı bu kitap?
Tabii basıldı. İlk kez bu yıl okutulacak.

** İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler vahşetinin yaşanmasının ardından 1948’de “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” kabul edildi. Ermeni lobileri ise kendilerine 1915’te soykırım yapıldığı iddiasını ilk kez 1965’te, yani Nurnberg Mahkemeleri’nin kurulmasından 17, 1915 tehcirinden 50 yıl sonra ortaya attılar.

TESETTÜRLÜ BARBIE ÇANTALARI ÇOĞALIRSA YASAKLANABİLİR
* Küçük kız çocuklarının okula tesettürlü Barbie çantalarıyla gönderilmeleri sizde de endişe uyandırıyor mu?
Çantalardaki o resimleri ben de uygun bulmuyorum. Ama tabii ki önceden her konuda tedbir alamazsınız. Bazı problemler ancak yaşandıkça ortaya çıkar.

* Yasaklayacak olsanız, “Türbanın resmini bile yasaklıyorlar” denecek, yasaklamasanız çocuklar istismar edilmeye devam edecek; ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Açıkçası şu an ben de “Çantayı yasaklamak gerekir” diye bir şey söyleyemiyorum. Ama olmaması gerekir. Aslında bu da eğitim-öğretim dışında pek çok kesimi ilgilendiren, toplumsal bir sorun. Bu duyarlılık gerektiren bir konuysa, yasak olmaksızın bu duyarlılığı herkes göstermeli? Meselâ kim üretiyor tesettürlü Barbie çantalarını?

* Çin!
Ama bir şekilde bir firma da o çantayı Türkiye’ye getiriyor. Onun da duyarlı olması gerekiyor.

* Olmadı ve getirmeye devam etti diyelim; peki sonuç ne olur?
Bu çantaların bariz bir biçimde okula girmesi problem. Münferit bir olay olarak kalsa belki görmezden gelinebilir. Ama eğer bu bir modaya dönüşürse, sayı fazlalaşırsa sanırım ilgili kurullar, ilgili birimler doğru kararları alır.

* Sizce o çantayı çocuk mu alıyor, yoksa ailesi mi ona o çantayı gösteriyor?
İkili bir karar. Ama o çağdaki çocuğun belli
konularda belli yönlendirmelerle karşı karşıya kalması da çok doğal. Ailesi başka türlü yönlendirse çocuk böyle bir durumu yaşamayabilir.

TALİM TERBİYE KURULU BAŞKANI KİMDİR
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı en iyi tercihler arasında gösterilen ve çevresinde sosyal demokrat kimliği ile tanınan Prof. Dr. İrfan Erdoğan, 1963-Mersin doğumlu. İlkokuldan itibaren tüm eğitimi yatılı ve bursluydu. 1985’te Gazi-Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu. Columbia Üniversitesi’nde yedi yıl yüksek lisans ve doktora yaptı. 1992’den, dört ay öncesine kadar İ.Ü. Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesiydi. Mayıs’ta Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na getirildi. Çok sayıda kitabı ve bilimsel makalesi bulunan Erdoğan, yaklaşık 60 bin öğretmen ve öğretmen adayına eğitim verdi. Evli ve bir kız babası.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Dünyanın ilk kadın uzay turisti

18/9/2006

BAYKONUR (A.A) Dünyanın ilk kadın uzay turistini taşıyan uzay aracı, Kazakistan'daki Baykonur Üssü'nden fırlatıldı. Yetkililer, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (UUİ) çalışacak Amerikalı ve Rus mürettebat ile kadın uzay turistini taşıyan Soyuz TMA-9 uzay aracının, bu sabah üsten başarıyla fırlatıldığını kaydetti.

Uzaya giden dördüncü ''turist'' olan İran asıllı Amerikalı Anuşe Ansari'nin, bu yolculuk için 20 milyon dolar ödeme yaptığı belirtiliyor. Uzay gemisinde bulunan Rus kozmonot Mikhail Tyurin ve ABD'li astronot Michael Lopez-Alegria ile Ansari, yaklaşık 48 saat sonra UUİ'de bulunan mürettebatla buluşacak.

29 Eylül'de dünyaya dönecek olan 40 yaşındaki Ansari, bugün rokete binerken, kendisini uğurlamaya gelen yakınlarına ve eşine seslenerek ''Burada olmaktan çok mutluyum'' dedi.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »

Eğitim Haber'e Hoş Geldiniz...

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro